|
Gündüz İkeda
"Ben, Masatoshi Gündüz İkeda, 25 Şubat 1926 tarihinde Japonya'nın Tokyo
kentinde, bir sigorta şirketinin istatistik bölümü başkanı olan Jımzo İkeda
ile ev hanımı Yaeko İkeda'nm ikinci oğlu olarak dünyaya geldim."
Özgeçmişi ile ilgili ilk sözleri bu oluyor İkeda'nın. Gündüz İkeda, günümüzde
matematikle ilgili çalışmalar akla geldiğinde öne çıkan matematikçilerimizden
biri. "Annem kırk yaşındayken dünyaya gelmişim. Benden 16 yaş büyük bir
ağabeyim vardı. O ağabeyime babam çok büyük ümitler bağlamış. Bütün olanakları
tanırdı ona. O zamanlar maddi durumumuz iyiydi; ağabeyim hafta sonları
tenise, at binmeye giderdi. Ağabeyim 24 yaşında bir kaza geçirerek öldü.
Ağabeyim öldüğü zaman annem kırk sekiz, babam da elli üç yaşındaydı. Ağabeyim
öldükten sonra babam ümitsizliğe düştü ve aşırı içki içmeye başladı. 4-5
sene içinde beyin kanaması geçirdi ve çalışamaz hale geldi. Ben büyüme
çağındayken ailem sıkıntı içinde yıllar geçirdi. Ağabeyimin yaptığı gibi
tenis oynamak, ata binmek gibi lüks işlerle uğraşılan günler çok gerilerde
kalmıştı. Derken Japonya ile Çin arasındaki ilişkiler bozuldu. Japonya
19. yüzyılda modernize olma çabası içine girmişti. % 100 olmasa da % 20-30
başarılı olmuştu diyebilirim. Bu başarı, beraberinde hammadde ihtiyacını
doğurmuştu; bilhassa demir ve kömür gerekiyordu. Japonların iş çevresi
askeri çevresiyle biraraya gelip bir nevi işbirliği yaptı ve öncelikle
Mançurya işgal edildi. Tabii Çin bunu sakin karşılamamıştı ve dünya kamuoyu
oldukça çalkalanmıştı o zamanlar. Japonya işi anlaşma yoluna götürebilirdi,
ama ordu bu işi prestij meselesi haline getirmişti. Taviz vermelerinin
savaşı kaybedecekleri anlamına geleceğini düşündüler. Benim sekiz yaşından
sonram tam o kabus gibi zamanın başlangıcıydı. Bu arada ailevi durumumuz
da kötüydü. Babam uzun süre yaşadı, ama yataktan fazla kalkamıyordu. O
dönemde, şimdi tıp doktoru olan iki ablam da okulu bitirmemişlerdi. Böyle
bir ortamda ben içine kapalı bir çocuk olmuştum. Arkadaşlarımla dışarı
çıkıp oyun oynadığımı pek hatırlamam. Yalnız, çok kitap okuduğumdan, tıpkı
kitaplardaki gibi bir çete kurmuştuk. Gizli şifrelerimiz vardı. Zamanımın
% 99'unu evde kitap okuyarak geçirirdim. Babam istatistikçi olduğu için
matematik kitapları vardı. 12-13 yaşlarında, ortaokula başladığım zamanlarda,
babamın matematik kitaplarını okumaya başlamıştım. Tabi onları roman okur
gibi okuyamıyordum, ancak biraz düşünerek anlayabiliyordum, Kimse bana
yol göstericilik yapmadı, matematiği ben kendi kendime öğrenmeye başladım."
Gündüz İkeda o sıralarda okuduğu ortaokuldaki öğretmenlerinden de sürekli
matematik problemleri alarak bu konudaki bilgisini geliştirmeye çalışır.
Matematik kitapları satın alıp okumayı da sürdürmektedir.
Japonya'da eskiden 20 yaşına gelen herkes askere alınırdı. Ama bir sene
öncesinden sağlık kontrolü yapılır. Ben de ona katıldım. Bütün kontroller
bitti, ben komutanın karşısına çıktım. Bana üniversitede hangi branşla
uğraşacaksın diye sordu. Ben de matematikçi olmayı düşünüyorum diye yanıt
verdim. Matematik ne işe yarar diye sordu. Tatbiki matematik birçok aracın
yapımında, örneğin gemi yapımında kullanılır dedim. Biraz düşündü. Sen
sağlıksızsın dedi. O zamanlar askere gidecekleri 1. sınıf, 2. sınıf diye
ayırırlardı. 1. sınıf hemen askere gider, 2. sınıf çok gerekmedikçe gitmezdi.
Ben 2. sınıfa girdim. Üniversiteye gitmeden önce annem bana 'Hangi bölüme
gireceksin?' diye sordu. Ben matematikçi olacağım dedim. Halk arasında
yaygın bir görüş vardır; matematikçi, teorik fizikçi çok para kazanamaz
diye bilinir. Ayrıca matematik bölümüne girmek de pahalı bir işti. Annem
bana bunları söyledi. 'Evet girmek istiyorsun ama nasıl geçineceksin?'
dedi. Benim babam istatistikçiydi ya, bana da istatistikçi ol dendi. Hayır
dedim ben matematikçi olacağım. Matematik bölümüne girdim. Bu arada savaş
son hızıyla devam ediyordu. Üniversitedeki hocalarımdan biri şöyle söylüyordu:
'Japonya, Amerika ile bu savaşı sürdürürse sonuç kesinlikle Japonların
aleyhine olur. Onun için, iyi bir darbe indirdikten sonra biran evvel diplomatik
bir anlaşma yoluna gitmeliyiz. O sıralar Japonya'da asıl durumu bilen kişilerin
hepsi böyle düşünüyordu. Fakat ordu bunu prestij meselesi yaptı. Ordu Çin'e
girmiş, çeşitli şehirleri almış, Singapur ve Tayland'da da başarılar sağlamıştı.
Bu arada çekilmenin prestijlerini sarsacağını düşündüler. Bundan dolayı
hem diplomatik çalışmalar yapılmadı hem de barış isteyenler Avrupa, Amerika
yanlısı liberaller olarak gösterildi. Genel olarak ekonomik sıkıntılar
da yaşandı Japonya'da. Üstelik kazanılması mümkün olmayan bir savaş için
uğraşıyorduk. Ben savaş boyunca askere çağrılmadım. Bu, hem ben 2. sınıf
olduğum için oldu hem de o dönemde bilim ve teknoloji üzerine çalışan hocaları
ve öğrencileri askere çağırmadılar. Bu politika Japonya'da teknoloji üzerine
çalışan insanları kaybetmemek açısından çok yararlı oldu."
Masatoshi İkeda, 1948 yılında Osaka Üniversitesi Matematik Bölümü'nde lisans
öğrenimini tamamlar ve "Rigaku-Shi" (B.S.) derecesini alır. Bunun hemen
ardından aynı üniversitede lisans üstü öğrenimine başlar. 1953 yılında
"On Absolutely Segrega ted Algebras" adlı takdim teziyle birlikte altı
çalışmasını daha sunarak Osaka Üniversitesi'nden "Rigaku Hakus-hi" (Ph.
D.) unvanını alır.
"1948 yılında Matematik Bölümü'nden mezun olduktan sonra 1953 yılında doktoramı
tamamladım. Doktora sistemi memleketten memlekete değişiyor. Japonya'daki
sistem tam olarak Ph. D. gibi değil. Ph. D.'de bir tez verip unvanı alırsınız.
"Rigaku-Ha-kushi" unvanı içinse muayyen bilginizin olması gerekiyor. Geçmişte
yaptığınız çalışmaların da birini ya da birkaçını göstererek unvan alabilirsiniz."
İkeda, 1954 yılında Yukawa bursunu kazanarak Nagoya Üniversitesi Matematik
Bölümü'nde cebirsel sistemlerin cohomoloji teorisi üzerine araştırmalar
yapar. 1955 yılında ise Osaka Üniversitesi Matematik Bölümü'nde "Koshi"
(okutman) olarak çalışır. 1957 yılında Aleksandr von Humboldt Vakfı'ndan
araştırma bursu kazanarak, Hamburg Üniversitesi Matematik Bölümü'nde sayılar
teorisi üzerine, özellikle de Galois genişlemelerinin yerleşme problemi
hakkında araştırmalar yapar.
"Ben küçük yaştan beri sayılar teorisi üzerine çalışmayı istiyordum. Hamburg'ta
sayılar teorisi üzerine çalışan Hasse adında biri vardı. 1957 yılında Hamburg'a
gittim ve iki yıl orada kaldım."
Masatoshi İkeda ileride evleneceği eşi Emel Ardor ile Hamburg'ta tanışır.
"Emel Hanım biyokimyacıydı. Onunla aynı bursu aldığımız için bazı toplantılarda
biraraya gelme şansımız oldu. Bu şekilde tanıştık ve anlaştık. Ben onunla
birlikte Türkiye'ye geldim. İlk başta çok sıkıntı çektim. Türkçe bilmiyordum.
Ayrıca Emel Hanım'ın annesi ve babası onunla evlenmeme razı olmadılar.
Haklıydılar tabii, tanımadıkları bir Japon, kızlarıyla evlenmek istiyor...
1960 yılında Türkiye'ye geldiğimde bir süre işsiz kaldım. Zaten Türkiye'ye
gelmek için vize almak gerektiğini ve çalışma izni olması gerektiğini de
bilmiyordum. Ailesi bana sen Türk olacaksın ve Türk ismi alacaksın dediler,
kabul ettim. 1964 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldum. Emel Hanımla
evlendim ve mahkeme kararıyla adıma "Gündüz" adını ilave ettim. Ben Hamburg'ta
Emel Hanım'la birlikte Türkiye'ye gideceğimi söyleyince Hasse 'Türkiye
matematik yönünden bir köydür.' demişti 'Senin buradaki pozisyonun iyi,
gitme.' Beni fikrimden caydıramayacağını görünce dedi ki: 'Sen mademki
Türkiye'ye gitmek istiyorsun, benim İstanbul'da Cahit Arf adında bir tanıdığım
var, ona muhakkak git.' Ben Cahit Bey'i görmeye gittim ve bu şekilde tanışmış
olduk. İstanbul'da Robert Kolej'de kalmam söz konusu olmuştu, ama benim
orada bir düzenim yoktu, tek başıma zorluk çekeceğimi düşündüm. O sıralarda
Emel Hanım Ege Üniversitesi'nin o dönemki rektörüyle konuşmuş. O da, yeni
kurulması düşünülen Fen Fakültesi için gelsin bizimle çalışsın demiş. Tabii
Türkiye'de düşünülen şeyler hemen olmuyor. Ben bir yıl bekledim. 1965 yılında
T.C. Üniversiteler kanuna göre doçentlik sınavını kazanarak Ege Üniversitesi
Fen Fakültesi Matematik Bölümü'ne kadrolu doçent olarak atandım. O bir
yıl içinde bana öğrenci bursu verdiler. Ayda 75 liraydı ve o yıllarda da
pek fazla bir para değildi."
Gündüz İkada, 1966 yılının bahar sömestrinde Hamburg Üniversitesi'nce davet
edilir ve "Galois cebirleri" ve "Sayı cisimlerinin yerleşme problemi" adı
altında dersler verir. 1967 yılında Türkiye'ye döndüğünde Ege Üniversitesi
Fen Fakültesi Matematik Bölümü'ne profesör olarak atanır. Aynı yıl "Teorik
Matematik" kürsüsünü de kurar. O dönemde Cahit Arf, Orta Doğu Teknik Üniversitesine
geçmiştir ve ODTÜ'yü matematik alanında kuvvetlendirmek isteğindedir.
"Cahit Bey, 1967 yılında iki kere Ege Üniversitesine beni ziyarete geldi.
ODTÜ'de çeşitli olanaklarımız var, sen de ODTÜ'ye gel dedi. O günlerde
ODTÜ, klasik üniversitelerden farklı olarak işliyordu; şimdiki Bilkent
gibiydi. Kütüphanesine istediği dergiyi ve kitabı alıyordu. Ben peki dedim,
ama Ege Üniversitesi benim gitmeme hemen peki demedi. O yüzden bir yıl
ODTÜ'de Ege Üniversitesi'nden izin alarak misafir profesör olarak çalıştım."
1969 yılı, İkeda'nın Alman matematikçi Neukirsch
ile tanışması açısından önemlidir. Almanya'nın Karaorman bölgesin de bulunan
Obenvoltkh kentinde "Matematik Araştırma Merkezi"nde her yıl düzenlenen
toplantılardan biri, o yıl ünlü Alman matematikçi Hasse tarafından organize
edilmektedir ve "Sayılar Teorisi" ile ilgilidir. Cahit Arfla birlikte katıldığı
bu toplantıda İkeda, Neukirsch ile tanışma fırsatı bulur. " O yıllarda
Neukirsch adlı bir matematikçi Bonn Üniversitesinde doktora tezini yeni
bitirmişti. Çok güzel, çok ilginç hır tezdi ve açık bir problem içeriyordu.
Oberwolfach'a gidince onunla tanıştık; bize tezinin bir kopyasını verdi.
Türkiye'ye döndükten sonra Neukirsch'in tezinde ver alan o problem üzerinde
çalışmaya başladım. Neukirsch'in açık bıraktığı bu problemle ilgilenen
matematikçilerin sayısı fazlaydı ve hepsi de ilk olarak çözmek istiyordu.
Uzun bir zaman geçtikten sonra bu problemi ilk olarak ben çözdüm."
Gündüz İkeda 1969 yılında Ege Üniversitesinden ayrılarak ODTÜ'ye geçer.
1970-1973 yılları arasında ODTÜ Matematik Bölümü'nde kurulmuş olan ve TÜBİTAK
tarafından desteklenen Püre Matematik Araştırma Ünitesi'nin başkanlığını
yapar. Bunun yanında 1972-1974 yılları arasında TÜBİTAK Temel Araştırma
Grubu üyesi olarak çalışır. 1971 yılında San Diego Eyalet Üniversitesi'nde
misafir profesör olarak komutatif cebir ve Galois teorisi üzerine bir yıl
dersler verir. İkeda, 1976 Eylül ayında Hacettepe Üniversitesi Matematik
Bölümü'ne geçer ve 1976-1978 yılları arasında buranın bölüm başkanlığı
görevini yürütür. 1978 yılında ise yeniden ODTÜ'ye döner. Gündüz İkeda,
çocukluğundan beri sayılar teorisine karşı olan ilgisinin ödülünü 1979
yılında alır. Bu, TÜBİTAK Bilim Ödülü'dür ve Cebir ve Sayılar teorisi üzerindeki
katkılarından dolayı ona verilmiştir. Gündüz İkeda, 1984 yılı sonbahar
sömestri ile 1985-1986 yılları arasında Ürdün'e çağrılır ve Yarmouk Üniversitesi
Matemetik Bölümü'nde misafir profesör olarak çeşitli konularda lisans ve
lisansüstü dersler verir. 1988 yılının Temmuz ayından Eylül ayına kadar
Almanya'da, Oberwolfach'da bulunan İkeda, Alexander von Humbold Vakfı'nın
verdiği bursla burada bulunan Matematik Araştırma Merkezi'nde araştırmalar
yapar. 1992 yılında ODTÜ'den emekli oluncaya kadar çeşitli yabancı üniversitelerde
dersler veren İkeda, 1993 yılından beri de TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nde
çalışmalarını sürdürmektedir.
Masatoshi Gündüz İkeda bilime bakışını ise şu şekilde ifade ediyor: "Bilim
adamları oldukça dar bir konu üzerinde çalışıp, yazıyor ve böylece bilimin
tamamı hakkında geniş görüş açısına sahip olamıyor genelde. Mesela Japonya'da
bir deyiş vardır: "Av peşinde koşan avcı dağı göremez." Bu bilhassa 20.
yüzyıldaki matematik için geçerli. Matematik öylesine genişledi, öyle çok
branş doğdu ki, matematikçiler matematik hakkında genel bir görüş sahibi
olamıyor; hatta denilebilir ki kendi branşı dışındaki şeyi anlamıyor. Tabii
bazı matematikçiler kendi branşlarına yakın şeyleri anlarlar. Ama genelde
o kadar konsantre olmuşlar ki, başka şeyleri anlamıyorlar ve anlamadıkları
için onu küçümsüyorlar ya da bazen çok büyütüyorlar. Bilimler arasında
bir iletişimsizlik oluyor. Bunun ortadan kalkması gerekiyor."
Gündüz İkeda matematikçilerin tanımını da şöyle yapmaktadır: " İki grup
matematikçi vardır: Birinci grupta somut problemler üzerinde metod geliştirip
çözmeye çalışan matematikçiler yer alır. Bunları bir ordunun askerlerine
benzetebiliriz. Bir de daha büyük işler yapan, teori geliştiren generaller
vardır. Bir konuşmamda Cahit Arf için 'O, ikinci sınıf matematikçilerdendir.'
demiştim. Yanlış kelime kullandım tabii; sanki Cahit Arf ikinci sınıf matematikçidir
demişim gibi anlaşıldı. Oysa ben Cahit Arf'ın teori geliştirenler arasında
olduğunu söylemek istemiştim. Ben bir matematikçi olarak daha ziyade asker
sayılırım. Somut problemler üzerinde çalışmaya alıştım. Ama bir savaş yalnızca
generallerle kazanılmaz öyle değil mi?"
Evli ve iki oğlu olan Gündüz İkeda, boş vakitlerinde ise tarih ve arkeoloji
üzerine kitaplar okuyor. Türkiye ve Türk matematiği O ve onun gibiler sayesinde
bir köy olmaktan kurtulacaktır.
Bu yazının
hazırlanırın.omdaki yardımlarından dolayı
BİLİM VE
TEKNİK
|