DEV BİR ULUSAL DEĞER: CAHİT ARF

Haluk TOSUN
 
          Cumhuriyet Türkiyesi'nin en önde gelen matematikçilerindendir Ord. Prof. Dr. Cahit Arf. Japon asıllı Türk matematikçisi Prof.Dr. Gündüz İkeda'nın deyimiyle "Türkiye'nin şimdiye değin sahip olduğu en yetenekli matematikçi"'dir (!). Ülkemizde matematik biliminin son elli yıllık geçmişinin öncü kişisi olmanın yanı sıra, Cahit Arf toplum sorunlarına ilgisi, ülkesine bağlılığı, üniversite ve genel olarak eğitim sorunlarına karşı duyarlılığıyla, çoğu kez genç meslekdaşlarının görüşlerine ve deneyimlerine başvurdıkları, sıkışık dönemlerde doğru bildiğinden şaşmaz kararlı kişiliğini örnek aldıkları bir "hocaların hocası"dır.

           Bazı kişiler vardır; varlıklarını duymak ,yaptıklarını öğrenmek, inançlarına bağlılıklarını görmek insana coşku verir. Onları yakından tanımasak da doğru düşüncenin ve haklının yanında olacaklarını düşünerek arkamızda güçlü bir manevi destek duyarız: Cahit Arf böyle bir insandır.

           Cahit Arf'ın asıl konusu matematiktir, onu sevmiş, yaşamını ona adamıştır. Çocukluğunun hülyası gerçekleşmiş, bilim dünyasına ülkesinin ismini yazdırmayı başarmıştır. Şimdi matematik literatüründe "Arf Invariants", "Arf Rings", "Arf's Theorem" gibi deyimler var. Bunları görmek, matematik dünyasında Cahit Arf adıyla ulusumuzun adını duymak, öğrencilere, genç bilim adamlarına, yurdumuzun insanlarına onur veriyor. Cahit Arf'ın yaşamını örnek almak, onun gibi olmak isteyen öğrencilerin sayısı artıyor.

        Ancak Cahit Arf Hoca'nın tüm uğraşısı matematik değil. O, ülkemizin, teknoloji, temel bilim ve eğitim alanlarındaki sorunları üzerine olduğu kadar, toplum yaşamımızı düzenleyen oluşumlar üzerine de, kişisel mutluluğumuzun temel dayanakları üzerine de kafa yoruyor, fikir üretiyor, söylüyor, yazıyor ve tartışıyor. Evrensel kültüre daha büyük ulusal katkının yollarını Türkiye'nin özgün koşullarının belirleyeceği bir bireşimde arıyor.

        Ord. Prof. Dr. Cahit Arf ile iki kez konuşma olanağım oldu. Her ikisinde de Orta Doğu Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü'ndeki sade odasında görüştüm. Randevusuz, aracısız, yoğun çalışması sırasında onu rahatsız etme korkusuna kapılmadan... Çünkü biliyordum ki, bana demişlerdi ki Cahit Hoca biçimsel kuralların ötesindedir. Tartışmak istersen, bir konuda yardım istersen, dostça bir ilgi bulursun. İlkinde bir teknik eleman örgütünün ulusal düzeyde düzenlediği bir konferansın danışma komitesinde yer almasını rica etmiştim. Konuyu anlattım. İlgisini çekti. Önyargısız, içtenlikli ve dostça konuştu. Konferansın konusunu daha da açtı, yepyeni ve zengin görüşler önerdi. Danışma komitesinde yer aldı. Görüşmemizin sonundaki kısa süreli sohbette, birlikte olduğumuz arkadaşımla bana "Galiba ihtiyarlıyorum, eskiden daha çok çalışırdım. Şimdi günde oniki saati aşamıyorum" dedi. Yetmiş yaşın gençliğini, zindeliğini ben ilk kez orada gördüm. Cahit Arf'ı ikinci kez yine aynı arkadaşımla, ünlü fizikçimiz Cavid Erginsoy'un yaşam öyküsünü anlatan bir yazı yazmayı düşündüğümüz sırada ziyaret ettik. Yine aynı içtenlik, yine aynı dostlukla karşıladı bizi. Birçok bilmediğimiz konuyu anlattı, yol gösterdi; tartıştı... Bilim ve Sanat'ın çıkmış sayılarını kabul etmesini istedik. Rastgele açtığı bir sayısında, Mayıs 1981 sayısında, Ataol Behramoğlu'nun Sabahattin Ali  üzerine yazısını görünce, Sabahattin Ali'yi tanıdığını, en yetenekli Türk hikayecilerden birisi olarak çok takdir ettiğini söylediğinde, Cahit Arf, bizim için, ilgi ve beğenisini yalnızca matematiğin çarpıcı estetiğiyle sınırlamamış, sanatın sevgi dolu dünyasını bilen bir kültür adamıydı artık.
 
Cahit Arf'ın bir matematikçi, bir hoca ve bir yurttaş olarak yaşam öyküsünü, bu çok ilginç öyküyü kendi ağzından dinlemezden önce, özgeçmişine, kısaca göz atmakta yarar vardır.
 

        Ord. Prof. Dr. Cahit Arf 1910'da Selanik'te doğdu. Yüksek öğrenimini Paris'te, Ecole Normale Superieure'de bitirdi. Galatasaray Lisesi'nde matematik öğretmeni, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını 1938'de Göttingen Üniversitesi'nden aldı. 1943'te profesör, 1955'te ordinaryus profesör oldu. Bu arada ABD'de Maryland Üniversitesi'nde misafir profesör olarak çalıştı ve Almanya'da Mainz Akademisi muhabir üyeliğine seçildi. 1964-66 yıllarında ABD'de Princeton'da ileri Araştırmalar Enstitüsü'nde araştırmalar yaptı, Kaliforniya Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. 1967 yılında yurda döndü ve ODTÜ Matematik Bölümü'nde  çalışmaya başladı. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurulu başkanlığında bulundu. 1980 yılında ODTÜ'den kendi isteği ile emekli oldu.
 
 
İlk araştırması 1939'da yayımlanan Cahit Arf, cebir, sayılar teorisi, elastisite teorisi ve analiz gibi matematiğin değişik dallarında özgün ve kalıcı çalışmalar yürüttü. 1953'te Prof. Kerim Erim'den boşalan İstanbul Üniversitesi Matematik Enstitüsü müdürlüğüne getirildi.1948'de İnönü armağanını, 1974'deTürkiye Bilimsel ve Teknik Araltırma Kurumu Bilim Ödülünü kazanan Ord. Prof. Dr. Cahit Arf, 1980'de İstanbul Teknik Üniversitesi  ve Karadeniz Teknik Üniversitesi , 1981'de de Orta Doğu Teknik Üniversitesi Onur doktoralarını aldı.  Cahit Arf halen her onbeş günde bir ODTÜ Matematik Bölümü'nde "Matematiğin Tarihi" konulu seminerler veriyor.

        Profesör Cahit Arf'ın 13 Eylül 1980 günü Trabzon'da KTÜ'den onur doktorası aldığı törende yaptğı konuşma, matematiğe ilgi duymasını hazırlayan nedenleri, üstün bir bilim adamı oluncaya değin geçirdiği aşamaları anlattğı son derece ilginç ve önemli bir belgedir. Matematiğe ilgi duyalım ya da duymayalım, bu konuşmaya kulak vermeliyiz. Burada son elli altmış yıllık yaşantımızın az bilinen ama çok çarpıcı bir kesitini doğrudan yaşayan bir bilim adamımızın gözlemleri var. Cahit Arf'ın konuşmasının bir bölümü şöyle:

        "Çocukluğumdan başlayacağım. 1919'da Selanik'te doğmuşum. Ailem sınıf değiştirmekte olan bir aile idi. Yoksul bir ailenin küçük burjuva sınıfına geçeceği esnada doğmuşum. Dolayısıyla bu tip ailelerde olan kompleksler benim ailemde de vardı. Mesela bir mahalle çocuğu kavramı vardı ailemde. Beni sokağa koyvermezlerdi. Çünkü mahalle çocuğu olabilirdim ve bu da özenilecek birşey değildi.Çünkü burjuvazi böyle istiyor. Bu hava içinde de bir çocuk kendi içine kapanıyor. Oyununu kendi başına kuruyor. Çocukluğumda mütemadiyen kağıttan oyuncaklar yaparmışım.Bu bir bakıma faydalı olmuş. Oyuncak icat ediyor ve mütemadiyen etrafımı müşahade etmeye çalışıyordum. Galiba dört yaşımda iken okula gönderildim. Okulda oyunlara katılmayan, kendi içine kapanık bir çocuktum. 1919'da Atatürk Anadolu'ya geçti. O zaman babam Ankara'ya gitti. Bir müddet sonra biz de peşinden gittik. Bu arada benim temayüz ettiğim şey okulda bilhassa gramer. Zaten henüz matematikle fazla bir alakam yok. İlk önce tekrar İstanbul'a sonra da İzmir'e taşındık. İzmir'de beşinci sınıfa geldim. İzmir Sultanisi'nde Nazmi İlter adında bir matematik hocası vardı. Bir de müdürün kardeşi vardı. Matematiğe olan ilgim o adamla başladı. O adam bana Öklid geometrisinin Pisagor teoremine kadar olan bütün teoremlerini ispat ettirdi. Şu şekilde çalıştırıyordu; teoremin hipotezlerini söylüyor, mesela şu açı şu açıya eşittir, sen bunu gösterirsin diye soruyordu. Bu şekilde Pisagor teoremine kadar geldim. Pisagor teoreminde ise hoca herşeyi söylemedi. Dedi ki: bir dik üçgenin iki dik kenarlarının karelerinin toplamından yararlanarak hipotenüsü tayin ediniz. Mütemadiyen şekiller yaptım ve ölçtüm. Bir türlü neticeye ulaşamadım. En sonunda kendisine söylemeye mecbur oldum, ben bunu göremiyorum diye. Bu sefer o anlattı ispatı..."

        "... Babam fakir olduğu için beni ucuza maletmek istiyordu.1926'da Fransız Frankında müthiş bir düşme olmuş. Dostların tavsiyesiyle ve yardımıyla bol miktarda frank satın almış. Bu franklarla benim Fransa'da okumam İstanbul veya İzmir'deki sultanide okumamdan daha ucuza geliyordu. Bunun üzerine beni Fransa'ya gönderdiler. Orada St. Louis Lisesi'ne yazıldım. Liseyi üç senede okuyacak yerde iki senede bitirdim. Fakat o zaman babamın frankları tükendi. Türkiye'ye döndüm. Maarif Vekaleti'nin açtığı Avrupa imtihanlarına İzmir Sultanisi beni namzet gösterdi. İmtihanı kazandım ve bu şekilde babamın derdi de bitti.  Ecole Normale'e girdim ve iki sene kaldım. Bitirdikten sonra Maarif Vekaleti 'Cahit, doktoranı yap öyle gel' dedi. 'Olmaz ' dedim. 'Ben gelip Kastamonu Lisesi'nde öğretmenlik yapacağım.' Döndüm fakat Kastamonu Lisesi yerine Galatasaray Lisesi'ne gönderdiler. Oradan ayrılan bir Fransız yerine ben stajyer öğretmen olarak onun yaptığı işi yapacaktım. Yerini aldığım Fransızın maaşı 600, benim maaşım da 60 lira idi. Bir sene bende etkili olan idealizm ile hocalık yaptım bu şekilde. Öğretmenler arasında eskiden nazırlık yapmış olan kodamanlar da vardı. Bunlar bana acıyorlardı ve 'zavallı 60 liraya çalışıyor'  diyorlardı. Bunların tesiriyle de olacak o idealizmimi kaybettim. O sırada da üniversite reformu yapılıyordu. Bana seni doçent namzeti olarak tayin edelim dediler. Bu sıfatla beni, Ratip ve bir de Ferruh Şemin'i üniversiteye aldılar. O sıralarda bende muvaffak olacağım hissi uyandı. Muvaffak olmak ta şu idi: alim olmak, matematikte bişeyler yapmak." (2)

       Cahit Arf'ın konuşmasındaki yeni bölümlere geçmeden, onun Fransa'dan dönüp Galatasaray Lisesi'ndeöğretmenlik yapmaya başladığı yıllardaki heyecanını, bir eğitimci olarak yapmayı düşündüklerini, Özgür İnsan dergisinin 1976 Haziran sayısında yayınlanan "Özgürlüğün Temeli" adlı yazısından birlikte okuyalım.

        "...1932'de matematik eğitimimin okul devresini bitirerek yurda döndüğümde, o zaman Milli Eğitim Bakanlığı'nda yetkili bir görevde bulunan yaşlı bir dostumla ne yapacağımı görüşürken, kendisine gençliğin safdil idealizmi ile, bir Anadolu kasabasında matematik hocalığı dışında da ilgilenmek istediğimi, onlara mesela Karl Marx ve F. Nietsche'yi okuyacağımı, elimden geldiği ölçüde münakaşa edeceğimi söyledim. O zaman heyecanlı bir tarih öğretmeni olan yaşlı dostum hayretle, matematik, Karl Marx ve F. Nietsche arasındaki münasebetsizliğe işaret etti. Buna cevabım sadece şu oldu: 'Maksadım öğrencilerime şu veya bu görüşü telkin değil, özgür (o zamanki sözcükle hür) insanlar yetiştirmek.' "

                Cahit Arf 1936-1938 yılları arasında Almanya'nın Göttingen Üniversitesi'nde doktora öğrenimi gördü. Göttingen eski ve köklü matematik geleneğiyle ünlüdür. Bu gelenek C.F. Gauss, B. Riemann, D. Hilbert ve diğer ünlü matematikçilerle günümüze dek uzanır Şimdi Göttingen ve sonrasını yine aynı konuşmasında Cahit Arf anlatıyor:
 
"...Göttingen'de hocam Hasse idi. Ona projemden bahsettim. 'Çok acele ediyorsun.' dedi. 'Sen önce şu özel hallere bak' dedi. Bu özel hallerden benim doktora tezim çıktı. Tezimde elde ettiğim neticeler benim hedefim bakımından yeterli değildi. Bir takım boşluklar vardı bir yerde ve o boşluklar bir yerde benim hedefime uyuyordu. Burada elde ettiğim neticelerden bir kısmı şimdi kitaplarda Hasse-Arf Teoremi diye geçiyor. Tezim 1938'de bitmişti. Hasse 'Bir sene daha kal, belki başka şeyler daha yaparsın' dedi. İzin alarak bir sene daha kaldım. Hasse bana 'bu problemi bırak, bu senin kafanı şişirdi, Witt'in buna benzer bir çalışması var, onunla uğraş' dedi. Witt'in yaptığı işte karakretistiği iki olan cisimler yok. Bu cisimler üzerindeki kuvadratik formlar bilinmiyor. Onun üzerine peki dedim ve bu kuvadratik formları bir hayli iyi bir şekilde sınıflandırdım. Bunların invariantlarını inşa etim. İşte Arf İnvariantı denilen bu şeyler bu ikinci çalışmamda elde edildi ve beni dünyaya tanıttı bir bakıma. O senenin sonunda Türkiye'ye döndüm. (2)

        "... İstanbul'a geldiğimde bir yerde yeni yapılacak bir binanın şerefine neşredilecek bir kitap için makale istediler. Acele determinantlar hakkında birşeyler yazdım. Önemli birşey değildi. Harp senelerinde İstanbul'a Duval diye bir adam geldi. İngiltere'den. Bir cebrik eğrinin bir noktası civarındaki singülaritelerinin hususiyetlerini belirten bir teori vardı. Duval ondan bahsetti. Yalnız bu düzlemde geçerli idi. 'Ah', dedim, 'bu iş olur', 'Üç boyutlu uzayda da n-boyutlu uzayda da, ve analize ihtiyaç yok.' Duval'e konuyu bir seminerde anlattım. Sırf cebrik kavramlarla bu işin içinden çıkılır diye iddia ettim. 'Eh yap bakalım öyleyse' dedi. Bir hafta üniversiteye gitmedim. Eve kapandım. Hafta sonunda birşeyler çıktı ortaya ve bu da dünyaya yayıldı. Bu işte bir takım halkalar vardı. O halkalara Arf Halkaları, kapanışlarına da Arf Kapanışı deniyor.  Yani bu şekilde başkasının yüzünden şöhret sahibi oldum . Fakat asıl yapmak istediğim işler beni hiçbir zaman pek fazla tanıtmadı."

        Bundan sonra kötü bir iş yaptım: çevreden alkış aradım. Bunun için de çevreden mühendislerle konuşup onların işlerini anlamaya çalıştım. Onların bir problemini çözersem beni alkışlarlar diye düşündüm. Rahmetli Mustafa İnan doktorasını yaparken kendisine şu problem verilmiş: O sırada Belçika'da bir beton köprü yıkılmış. Nedeni bilinmiyor, sebepleri araştırılacaktı. Mustafa'ya bunu vermişler. O, köprünün bir maddeden modelini yapmış, yüklemeleri koymuş üzerine ve çatlamaların başladığı yerleri tespit etmiş. Bu madde üzerinde gerilimlerin arttığı, yoğunlaştığı yerleri görmek kabil. Sonra jiletle yontmuş muhtelif yerleri ve sonunda gerilme birikimleri artık görüleye başlamış. Yani gerilme sınır boyunca eşit bir şekilde dağılmış. Mustafa'nın fikrine göre iyi köprü o profilde olandır. Bir özel hal olarak da köprü yerine bir düzlem almış, bir de bacak yapmış buna. O bacağın yapıştığı yeri yuvarlatmış ve yine o bulduğu şekilde hiç birikim almayacak biçimde yontmuş. O bulduğu profili musluktan suyun akışına benzetmiş. Bana anlattı bunları ve 'ona benzetiyorum, hakikaten idantik mi' diye sordu. Onun üzerine ben bütün problemi ele aldım. Bu problemle ilgili hepsi birbirini tamamlayacak şekilde beş altı tane yazı yazdım. Alkış da kazandım. Hatta İnönü mükafatı bunun için verildi bana. Fakat böyle alkış için iş yapmak iyi birşey değil. İnsan zannediyorum ki kendi problemini bütün gücü ile yapabildiği kadar götürmeye çalışırsa bilime çok daha iyi bir katkısı olur.  (2)

        Yukaıdaki paragrafta Prof.  Cahit Arf'ın kendine özgü üslubuyla ne denli mütevazi davrandığını konunun uzmanı ,İTÜ temel Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Erdoğan Şuhubi'nin şu değerlendirmesinden öğreniyoruz:

        "...Profesör Cahit Arf'ın elastisitede serbest sınır problemleriyle ilgili çalışmaları bilgim içinde  bu konudaki literatürde ilk ve tek örneği oluşturmakta ve geniş bir problem sınıfı için tüketici bir çözüm ortaya koymaktadır. Açtığı yeni ufuklar nedeniyle gerek matematikçilerin gerekse mühendislerin üzerine üşüşmesi beklenirken yurt dışında bu çalışmaların maalesef layık olduğu ilgiyi görmediği gözlenmektedir. Sanırım bunun nedeni yayınların hemen tümünün, yabancı dilde olmakla beraber, ulusal dergilerde yer alması, dolayısıyla geniş bir araştırmacı kütlesinin dikkatini çekmemesidir. Halbuki konu şimdi oldukça günceldir. Belki de yakın gelecekte başka bir araştırıcının Profesör Cahit Arf'ın bulgularını bağımsız olarak yeniden keşfettiğine tanık olacağız. "(3)

        Profesör Cahit Arf'ın konuşmasından iki bölüm daha dinlemeye devam edelim:
"...1963-64'te Çekmece'de iki delikanlı vardı. Birisi Kaya, birisi Ercüment. Genç ve hevesli gençlerdi. Sait Akpınar o zaman Çekmece'nin müdürü idi. Bunları benimle tanıştırdı. Çocukların hevesleri, benim de pek hoşuma gitti. Yardım etmek maksadıyla iki üç ay kadar Çekmece'ye gittim, onlarla birlikte. Onlar İstatistik Fizik ile, Plazma ile uğraşıyorlardı. Burada enteresan olan şey o çocuklarla çalışma tarzım idi. Bir odamız vardı. Üçümüz oturuyorduk. Tahta vardı.

        Tahtada da daima birşeyler yazılıydı. Birgün birimiz gelir, sabahtan akşama kadar konuşurdu. Birbirimize anlattığımız şeyler tahtada kalıyordu. Akşam herbirimiz evimizde ayrı ayrı düşünüyorduk. Hatta telefonla bile o tartışmalar devam ediyordu.Ertesi günü tekrar o düşündüklerimiz üzerinde devam ediyordu o tartışmalar. En sonunda formalizm oluştu. Yani çalışma tarzı hep böyle. Gündüz gevezelik etmek, akşam düşünmek; böyle mütemadiyen devam ediyor. Hatta bu konuşmalar giderken gelirken minibüste de devam ediyordu. Tartışmaları yaparken de kendimize mahsus bir  dil kullanıyorduk. Mesela bir kümenin içindeki parça kümelere, kümenin partisyonuna bir operatör diyelim. Zaten asıl temel kavram olarak da oydu sanıyorum. Partisyon operatörü, iki partisyon operatörü vardı o zaman. Birisinin belirttiği parçalar, parçacıklar, öbürünün parçalarını ihtiva ediyorsa, öbürünün parçalarının birleşimi şeklinde ise o zaman o birinci partisyon operatörüne öbürünün babası diyorduk ve minibüste bu dille konuşuyorduk. Ağa-babalar, çocuklar, torunlar, ... karman çorman. Birlikte şoför de vardı dinliyordu bizi. 'Hepsi deli bunların' derdi. (2)

        "...En nihayet 1963 sıralarında kendi işime dönebildim. O zaman da benim kendi hesabıma en iyi yaptığım şey zannettiğim çalışmayı yaptım. Fakat o hala tutmadı. Kimse metelik vermiyor ama bana göre en iyisi o. O sembolizmi hala benimsetemedim zannediyorum. Ama belki öldükten sonra benimserler. Ben devam edeceğim. Daha iş bitmedi..." (2)

        Konuşmasının bundan sonrali kısmında Cahit arf nelerin apılmasını istediğini anlatıyor kısaca. Genç matematikçilerimizden neler beklediğini söylüyor.

        Şimdiye değin Cahit Arf kendisini anlattı. Bir başka matematikçimiz, Prof. Gündüz İkeda, bakın onun matematikçi yanını nasıl değerlendiriyor.

        "... Bu yazının hazırlanması sırasında onun makalelerini yeniden inceledim ve bir kez daha büyüklüğünü anladım. O bir fikir adamıdır, enerji doludur. Her probleme kendine özgü bir yaklaşımı vardır. Yaklaşımının karakteristiği bütüncüllüktür, daima değişmez olanları arar ve var olan kurumların birleştirilmesinden çok yeni yapılar kurmayı tercih eder. Bir probleme yaklaşımını belirler belirlemez, ona enerjik biçimde dalar ve vazgeçmez.Cahit Arf'ın çalışmaları incelenirse, bunların özgünlükle ve yorucu hesaplamalarla dolu olduğu görülür. Cahit Arf'ın ilhamını nereden aldığı ve en karmaşık problemlere nasıl giriştiği insanı şaşırtır. Cahit Arf'ın her çalışması temel ve derin bir çalışmadır ve daha sonraki araştırmalarda sık sık kullanılmıştır. Bu, Cahit Arf'ın çalışmalarının yepyeni görüşler ve önerilerle dopdolu olması demektir. (1)
 
Cahit Arf derin bilgisi ve kültürüyle, önemli işleri başarmış insanların huzuruyla, komplekssiz bir kişiliğe sahip. Bunu söylerken onun genel olarak dünyaya ve  toplumlara bakışındaki geniş boyutluluğu düşünüyorum. Günlük değer yargılarına takılma sığlığı, gelip geçici pırıltılar ve yanıltıcı alkışlara kapılma zaafiyeti, kimilerine yaranmak için inandığının tersini yapabilme kaçamağı, inançlarını  zamanın gereklerine göre biçimlendirme hafiflii, gözlerini kapatma, duymama, omuz silkme sorumsuzluğu yok Cahit Arf'ta. Onda şu pırıl pııl zenginlik var:
 
    "Bir toplumda yasaların sağladığı özgürlük yanında, kişinin kendi kendisine sağlayabildiği, hatta yasaların birçok doğal özgürlüklerin  varlığını kısıtladığı hallerde bile sağlayabileceği, daha önemli bir özgürlük, bütün diğer özgürlüklerin temelini teşkil eder. Önyargılardan kurtulma diye adlandırabileceğimiz bu özgürlük, toplum yasaları iledeğil, kişinin çok çetin bir iç uğraşısı ile kazanılabilir ve hiçbir zaman da tam olarak kazanılamaz..." (4)

        "...Bu söylediğim anlamada özgürleşmenin yaygınlaşmaya başladığı şu sıralarda, terkedilmekte olan önyargıları adeta yeniden suni olarak yaratmak ve bundan politik ve belki de ekonomik çıkar sağlamak amacıyla bu yönde yoğun bir propaganda yapıldığını gördüğümüz şu günlerde, toplumda bilinçlenme sağlamak görevini benimseyen kişilerin bu önyargılardan  kurtulma konusu üzerinde çok durmaları ve konuyu açıkça toplumumuza benimsetmeleri gerekir kanısındayım."

        "...Maneviyat, komünizm, Faşizm, Mukaddesat gibi, anlamları gerek söyleyenler ve gerek yazanlar tarafından, gerekse dinleyenler ve okuyanlarca pek bilinmeyen sözcükler, sloganlar içinde kullanılarak ön yargılara dayanan korkular veya ümitler yaratılmak istenmektedir. Oysa toplumsal ve kişisel mutluluğumuz, çevremizi ve kendimizi, mümkün olduğu kadar berrak bir şekilde ve mükün olan ölçüde hayali hipotezlere dayanmayan bir strüktür içinde anlamamıza bağlıdır.

        Doğa olaylarına, üstün bir gücün insanları cezalandırması veya ödüllendirmesi gözü ile bakan ilkel toplumlarda, ödüllenmeyi sağlamak, cezadan kaçınmak için, o üstün güçle irtibat kurduğuna çevresini inandıran rahip rolündeki açıkgöz sihirbaza kul köle olunur. Bu inanış, o çevrede belli bir düzen sağladığı için, o çevre ile bir süre, bir dereceye kadar mutlu da olabilir. Ancak yalana doyunca, bu mutluluk pek uzun sürmez ve inançlarını ister istemez kaybeden o ilkel topluluk, kendini katolik bir düzensizliğin içinde bulur.

        Çıkış yolu, geriye dönmek, yalanı doğru görmeye çalışmak değildir. Çünkü yine yalanlayacaktır... Bu sebeple, gerek kişisel, gerekse toplumsalmutluluğumuzun ilk şartı olarak, kendimizi ön yargılardan bilinçli bir şekilde arındırmak suretiyle her türlü özgürlüğün temeli olan iç özgürlüğe yaklaşmamız gerekmektedir." (4)

        ".. Ülkemizde bugün Marx bir umacı gibi gösterilmektdir. Oysa Marksizm, çok pek çok kompleks olan ekonomik ve toplumsal olayların anlaşılması yönünde bugün elde bulunan tek koherant makul bir şemadır. Buna karşılık ekonomik ve toplumsal olayların izahı için ileriye sürülen bu şemayı, bazı koyu Marksizm saplantıları, olmuş bitmiş, herşeyi anlamaya yeterli bir teori olarak kabul ederler. Oysa istatistik bir varlık içinde bir birey olan insan, kendi dışında olan fizik hadiseleri bile, elinde deney yapmak ve matematik gibi vasıtalar olduğu halde tamı tamına anlamaktan uzak bulunmaktadır. (4)

        Cahit Arf'ı bilim dünyası katkılarıyla, ülkesi hizmetleriyle, öğrencileri ve yakın çalışma arkadaşları hocalığı ve bilimsel büyüklüğüyle ve sayısı bine varan bir öğretim üysi topluluğu da, 1977'de ODTÜ'nün içine düştüğü ciddi bunalım sırasındaki kararlı, toparlayıcı ve yönlendirici tutumuyla tanıyor. Üniversitenin tümünün karşı olduğu bir rektör atanmıştır 1977'de. Tüm eğitim ve araştırma faaliyeti durmuş, kaba kuvvet bilimden hesap sorma işleviyle üniversiteye yerleştirilmiştir. Prof. Cahit Arf bu sırada Üniversite Konseyi'nin üyesidir. Üniversitenin savunulması sırasında Cahit Hoca'nın öncü rolü o dönemi yaşayanlarca iyi bilinir. Can güvenliğinin ortadan kalktığı ortamda Cahit Arf kaba kuvvetin yazılı, sözlü tehditlerine aldırmadan doğru bildiğini yapmakta, üniversitenin haklı mücadelesini kamu oyuna anlatan basın duyuruları, yazılı açıklamalar kaleme almaktadır. Bu karanlık dönemde öğretim üyeleri sıcak gülüşü, babcan görünümü ve tükenmez enerjisiyle Cahit hocalarını başlarında görmekten güç almışlardır. Cahit Arf yalnızca bu dönemdeki tutumuyla bile geniş bir topluluğun saygı, sevgi ve güvenini kazanmıştır. Özerk ve demokratik üniversite için yaptığı çalışmalar ve katkılarından ötürü, Tüm Öğretim Üyeleri Derneği'nin değerli bilim adamımız Prof. Seha Meray adına koyduğu ödül Cahit Arf'a verilmiştir.

        Ülkemizde bir bilimsel araştırma geleneği yaratma, bir matematik ekolü kurma çabalarının öncüsü olan Profesör Cahit Arf'ın tüm yanlarını bir dergi yazısı içinde anlatabilmenin zor hatta olanaksız olduğunu biliyorum. Dileğim, onun daha başka biçimlerde ve onu yakından tanıyanlarca daha iyi tanıtılması. Halkımızın bu değerli evladını yakınında hissetmesi, onun kendisi için yaktığı ışığı tanımasını sağlamanın yollarını genişletmeliyiz. Bu ışığı yakan kimi diğer değerlerimizle birlikte...
 

KAYNAKLAR
(1) Masatoshi G. İkeda, "Cahit Arf's Contribution to Algebraic Number Theory and Related Fields" Ord. Prof. Dr. Cahit Arf'a 6 Kasım 1981 günü ODTÜ'de Onur Doktorası verilmesi nedeniyle hazırlanan kitapçık.
(2) Aynı eserdeki "Cahit Arf" adlı yazıdan.
(3) Şuhubi, Erdoğan, "Ord. Prof. Dr. Cahit Arf'ın Elastisite Teorisine Katkısı", aynı eser.
(4) Arf Cahit, "Özgürlüğün Temeli", Özgür İnsan, Haziran 1976.